Menü

Son Yazılarım

Kategorilerim

Yürek İşçileri

Bağlantılarım

Dostlar

Dinleti



Sayaç

 

Hayırlı Bayramlar....

20/9/2009l::lKategori: Duyurular




Ramazan.. Bir baharistan..
Ömrümüzün beşinci mevsimi, bir inşirah ayı Ramazan...
Hamdolsun ömrümüzden nice Ramazanları geçirip de bir yenisine daha kavuşturana..
Hamdolsun...

İsminde tebessüm Ramazan.. İsminde huzur.. İsminde sadelik...
İsminde hayır, iyilik, tevbe, heyecan, bereket...
İsminde aşk Ramazan ...

Düşünsenize ne de çok şey Ramazan..

Cennetin provası...
Bir ışık cümbüşü, bir gül devri, bir aşk ayı, koskoca bir senenin içinde bir ay..

Çocukluk deyince hep Ramazan hatıraları gelir aklımıza..
İlk sahurlar, davulcuyu pencerede heyecanla beklemeler...
Yağan karı Ramazan'a , Ramazan'ı yağan kara benzettiğimiz çocukluk günleri..
Annelerimizin, babalarımızın kulaklarımıza küpe diye astıkları unutulmayası sözler...

Ramazanın hilali başımıza tac oldu..
Ramazan geldi ve açıldı kapılar..
Ramazan geldi ve şeydalandı gönüller..
Ramazan geldi ve şakıdı en güzel nağmelerini kuşlar...
Ramazan geldi ,bir güzel hal geldi, aşk geldi...
Ramazan geldi ve unutulmuş tebessümler yeniden dirildi topraklarından...

Ramazan, sen yine gel olur mu?

Alıntı

Kalıcı Bağlantı |Yorum (yok) |Yorum yaz!




Serendip!...

11/5/2009l::lKategori: Kendi Kalemimden

Click the image to open in full size.

Serendip!...
Cümlemin başı, sonu,
Evveli, ahiri,
Yokluğumun ıssız kenti,
Ömrümün sayhası..
Rengine boyandığım Serencâmım..

Harf harf adını yüreğime kazıdığım
Lâl-u ebkemlerin şehr-i yârı..
Heybemde senden başka yok bir azığım..
Bir sen varsın içimde,
İçimse bir filbahar mateminde...

Görmüyor gözlerim,
Duymuyor kulaklarım..
Öyle bir sen/sin ki ben/de
Kaybettim kendimi bir sen/in benliğinde...
Kimse/siz/liğin dehlizlerinde..

Serendip!...
Bilinmezim, sızım,
Mahrem sırrım...
Ne vakit ki bir visâl gördüm,
Bildim sol yan boşluğumdaki sancıyı..
Bildim doldurulmaz yanımı taşıdığını...

Serendip!
Ey kelimeler kitabının sırrı,
Var mıdır hüznümün sende karşılığı?
Kaç kulaç daha adımlamalı sana varmaya,
Kaç ölüm karşılar sende bir baharı?
...

Artık gecenin en zifirisinde uğurluyorum düşlerimi,
Yitikliğimi alnıma kara çalarak..
Ellerimde senden arta kalanların kimsesizliği,
Boğuluyorum kendi yalnızlığımda savrularak..
Serendip!
Gidiyorum artık yoksulluğuma yeni yokluklar bağışlayarak..

-8 Mart 2009

Demet Yılmaz

Kalıcı Bağlantı |Yorum (yok) |Yorum yaz!




Son-Bahar.....

22/3/2009l::lKategori: Kendi Kalemimden

 





















Sarı-turuncu bir mevsimdi Son-bahar...
Sarının en koyu tonunu barındırıyordu düşlerinde..
Hani sarı Ayrılığın rengi olmuştu ya,
Bu yüzden adı konmuştu Son-bahar....


Son-bahar!
Seni nasıl bilmeli?
Ömrümün hangi rengine koymalı gölgeni?
Ardıma düşürdüğün hicranlarını nasıl bertaraf etmeli?
Bir gün İlk-bahar'ı müjdeler misin Son'unda...
Bir gün visal'i hicran diye sürer misin bağrıma...

Son-bahar!
Hadi kalk giyin yeşilin en alaca rengini suretine,
Soyun tüm ölümcül son'ları yaşattığın ayrılık kisvesini...
Ya bir İlk ol, dokun sararmış yüreğime ilk-baharları getir,
Ya da son'unda bitir ömrümü bir son-bahar sahteliğinde...

Visal...

Kalıcı Bağlantı |Yorum (yok) |Yorum yaz!




Yarım Kalmış Dizelerin, Bir Boğumluk Düşüşleri...

17/3/2009l::lKategori: Kendi Kalemimden






Bir düş gördüm anne bu gece ,
İçinde hem visali hem hicranı vardı...
Gölgesi düştü saçlarıma sancılı yazgılarımın aniden,
Karabasan gecelerin afakanları sardı her bir yanımı..
Ölüyorum dedim,
Bedenimin donduran soğukluğunu şimdi daha iyi anlıyordum,
Diri diri ruhumu teslim ediyordum yitik bir düşe..
Sesimi duyan var mı? diyordum içimden,
sesime ses veren olmadı...
Yalnızdım, kimsesizdim..
Bu çığırtmalarım boşunaydı..
Teslim etmeliydi bedeni yok oluşlara/yeni başlangıçlara..
Susmalıydım artık kara çalınmış yazgılarıma..
Boğazımda bir düğüm,
Kusmalıydım biriktirdiğim tümcelerimi her doğan şafağa...
Visal...

Kalıcı Bağlantı |Yorum (yok) |Yorum yaz!




Gülfeşan E-dergi Mart 2009 Sayımız çıkmıştır

3/3/2009l::lKategori: Duyurular




Değerli Kardeşlerimiz,


Gülfeşan E- Dergi Mart 2009 sayımız çıkmış bulunmakta.
Siz kardeşlerimizin beğenisine sunacağımız bu e-dergi tamamen forumumuz için özel olarak hazırlanmıştır. Kısacası yazılan yazılar, resimlerde dahil ekibimiz tarafından özenle derlenip, hazırlanmış ve siz üyelerimizin beğenisine sunulmuştur.


Okurken kendinizden birşeyler bulacağınıza inandığımız e-dergimizi aynı zamanda bilgisayarınıza indirip okuyabilir, arşiv olarakta saklayabilirsiniz. Gülfeşan yönetim ekibi olarak daha farklı, özgün ve gül kokan başka projelerde buluşmak dileğiyle...


Selam ve dua ile


Ayrıntılı Bilgi için
 
tıklayın

Kalıcı Bağlantı |Yorum (yok) |Yorum yaz!




Bu sonu önce ben yazdım...

5/2/2009l::lKategori: Siir ve Denemeler

Bu sonu önce ben yazdım
Kimselerin ba
şını bile bilmediği o günlerde
Ayrılık sevgiyi hissetti
ğim ilk anda korkum oldu
Seni bulup bulup yitirdim dü
şlerimde
Sonra yeniden buldum yeniden yitirdim
Bende kalaca
ğın bir yarın kurgulayamadım
Sevgiyi ve korkuyu birlikte ya
şadım
Bu yüzden bir daha göremeyecekmi
şim gibi uzun ve derindi Bakışlarım
Her yeni bulu
şma ilki kadar heyecanlıydı ve sensizlik hep Seninleydi...

Bu sonu önce ben yazdım
Kimselerin ba
şını bile bilmediği o günlerde
Bilseydin ayrılı
ğa yazgılanmış bir sevgiye açar mıydın yüreğini
Takvimden günleri birer iki
şer çalmama
Aylara yıllara yerle
şmeme izin verir miydin
Görüyor musun farkında olmadan ne çok
şey paylaşşız seninle

Bu sonu önce ben yazdım
Kimselerin ba
şını bile bilmediği o günlerde
Hayallerin ardından serüvenlere sürüklendik seninle
Hiç görmedi
ğimiz ülkelerde hayatlar kurar evler döşerdik
Kısa vadeler seçerdik hayatlarımızı yenilemeye
O gün gelmezdi bir türlü
Vade dolmazdı
Birileri çıkar yolumuzu de
ğiştirirdi
Yeni hayaller arma
ğan ederdi bize
Çocuk olur kanardık
Sonuna kadar gidilecek yollar yerine böyle kopuk maceralara Tutkunduk
Seviyorduk
Bir yaz gecesi dolunaydı
Bana bakmı
ştın.
Bende korkularımı yenmi
ştim
Bizden ba
şka inanacak kimsem kalmamış
Yorgunduk kazanmak zorundaydık üstelik
Adımlarımıza güç verecek sa
ğlam zeminlerden yoksunduk
İçimiz bir kararsa bir daha güneşi göremezdik
Birbirimize güvendik, bize a
şılmayacak dağ taş kalmadı sandık
En güzel günlerimizdi o günler

Bu sonu önce ben yazdım
Kimselerin ba
şını bile bilmediği o günlerde
Sonra her
şey değişiverdi
Umutlarımızı yitirdik
Kendi ayak izlerimizden yürüdükçe birbirimize
Dostlu
ğun vermiş olduğu lezzeti üretmekten bıkkın
şkırtıcı huysuzluklardan medet umduk
Ayrı dünyaları özledik
Kendi pe
şimizden koştuk başkaları diye
Şimdi şarkılar söylediğimiz birbirimizin gözlerinde eriyip gittiğimiz Puslu gecelerin kokusu burnumda tütüyor
Beni beni böyle bir gecede öldürmeliydin
Bir cennetten bir cennete geçmeliydim
İtirazım olmazdı
Sürgünleri bana vermemeliydin.
Beni beni böyle bir gecede öldürmeliydin
Ayrılık çı
ğlıkları kanımı dondururken
Gemilerimi yakacak çılgınlıklarımı gemleyip
Kendime ve sana en mutlu bölünmeleri vaat etmi
ştim
Benden arma
ğan olacak bütün bensizlikleri reddettin
Ve ben hiç bilmedi
ğim dokunuşlarınla yüreğimden izlerini kazıdım
Bu sonu önce ben yazdım

Kahraman Tazeo
ğlu

Kalıcı Bağlantı |Yorum (2) |Yorum yaz!




Bi Lâlim Düş ersen Aşkıma!

26/1/2009l::lKategori: Siir ve Denemeler




Bismillah!


K/aralanacak kelimelerle g/ özüne selam olsun?


Beklenen mi bilinmez, zuhur etti ve sunuldu önüne?


İkra!


Bismillah diyerek başladım; sonu Elhamdülillah olsun!


Kalbin ritmine uygun olmadı sözlerim, s/akladım...


Ki aşikâr olarak değerse g/özüne kan damlar diye korktum!


Bir yara yetsin ki helal olsun sevdamız?


Daha fazlasını anla/tamam!




Sen'i aradan kaldırarak,
Senli bir aşk'a varmak adıyla...

O kelimeyi bulmak isteyene bir sır!
Defterin sağından başlayarak geldim, solunda adı aşk oldu!

Olmayana yemin ederek, her tespihte ene sus!
Libası ölüm gidişin ve kabul görmeyişin? Bakmazsa bitmeyecek, suretim gece? Zemin özümde hep gündüz?

Gönlümün azametinden koru kendini. Çile gâh bir saray yaptım, bir ucu kalbine yükselen? Sen tutun aşka ey seyrimin naz makamı! Gün doğmadan ufukta gel meçhul düşlerime! Kapılar ki ardına kadar aşka dayalı? Hikâye Yusuf değil bu kez, Züleyha?nın gözleri zindanda? Adı ta?ha, ezeli aşk, ebedi yokluk, gül siyah, zindan kirpiklerimin saplandığı kuyu?

Bi?lâl düştü dilime ve gönlüme? Fethedilmeyi bekleyen İstanbul kadar vefalı bir bi?lâl! Ayrılığa mahal vermeyen, ene sus makamı?

Külden sürmeler çek gözlerime ateşi hatırlat bana! Sal bütün derdi gönül haneme, korkma! Eğer adımın ürkekse varmaz kalbin sol yanıma? Boşluğum büyük aşk makamında. K/âlemin tükendiği zamana uğradı içim, affola! Düş?ersen korkmazsın ama üşürsün kapımdaki bi?lâl gibi!

Dağların ah'ı omuzlarında nöbette. Bir yanın hep düşük toprağa. Ama tutarsan uzanan eleme, belaya doksan dokuz kere bela?m dersen taht kuracak aşk kalbinde! Hangi yöne dursan gözünden akacak kalbindeki mahşere!

Sorgulama bi?lâl! İşin kurbansız sözler söylemek. Fecir vaktidir vuslatım, erteleme!

Doydum karanın en koyusun ve aşk?a? Ömrüm tükendi bi'lâl, ömrüm! Hani vardı ya ummanı yalnızlığım, hani demiştim ya ene yokum! İşte hepsi bi?lâlin yüzündendi? Anlatamadım hiç? Beklemeyi düstur edindim örtüler ardında. Görürsün diye, düş?ersin diye? Ah ne, sadece bi?lâl kaldı dilimde! Hep bende ama hiç gelmeyen kalbimdeki mahşere!

Şimdi çölden kum saldın yazgıma, a'ma bir dilenciyim.. İçindeki cennete al beni, yan deme n'olur! Özümde, dilimde bi'lâl varken yan deme! Git de, olmaz de ama yan deme! Mil çek, bakışından karala suretimi, zincirler dola aşkına koşan adımlarıma? Fırat'ta boğ, kayalardan bentler diz önüme ama yan deme! Ki bi'lâlsiz bedeni taşıyamam!

Melekleri şahit tuttum bu aşk'a! Sağın sende kalsın ey, emanete el uzatmam! Solunu aşkıma bağışla!

Aşk arifesidir, gün demleniyor. Ve hala ben'sizim! Şikâyete edeple estağfurullah! Bi'lâl düştü düşeli içime yer yok "ben" lafzına.. Aşk yanım, elim, ayağım, gözüm, yaşlarım bi'lâlin esiri...Sükût bi'lâl, aşk bi'lâl! Bekledim düş'ersin diye, düştün sadece! Defter sağdan başladı, soldan bitti. Sağına bıraktım bu fermanı sıratımdan düşme diye!

Solundan bi'lâl bana düşen.
Solumdan bi'lâl i kabul edersen!
Al fermanı sende artık!
İkra!
İkra!
İkra!
Ene Aşk!
Zehra Öner

Kalıcı Bağlantı |Yorum (yok) |Yorum yaz!




Menekşe Mezarlığı

21/1/2009l::lKategori: Siir ve Denemeler




Menekşe Mezarlığı

 

Özlüyor musun beni

Aklına geliyor mu hiç yokluğum

Kimi zamanlarda sanada çöküyor mu ansızın karanlıklar

Hüzzam şarkılar sanki sana, kırlangıç senin kanatlarında…

 

Menekşeler beslediğim bahçeler yok artık

Kuru bir ızdırap ekili şimdi geçtiğin yerlerde

Oysa ne düşler kurulmuştu

Şimdi hepsi hüzzam bir şarkı…

Bilmiyorum ne yapılabilirdi yokluğunla

Ne yanında dursam şık dururdu seninle ölmek ?

Hangi yana akmalıydı yaşlarım

Sol yanım boş, sağ yanım öldü…

Şimdi sabahları uyanmak diye bir şey yok artık

Hep aynı sabahın, aynı rüyanın kabusu

Bilmiyorum artık hangi güneşti bana doğan

Ben en son, ne zaman hatırlamıştım adını…

 

Şimdi sakin bir yalnızlık içime akıttığım

Kendi başına, umarsız bir dert taslağı içimde kurduğum

Kimsesiz bir düş kuruyorum artık

İçine kaçak bir aşk düşüyorum

Nasılsa, sen, yoksun…

Ben şimdi gidebildiğim kadar gidebilmişmiydim senden

Yada içim, uzak bir gölgeye mi takılıp kalmıştı

Menekşelerim soldular, pencere kenarlarım kırgın artık

Bekleyecek kimsem yok, yoksun, yokluğum…

 

 

Bilmiyorum ki, bilmemekte en iyisi galiba

Farkında olmamak nasıl öldüğünün

Belki acısız olur demek bu defa

Her seferinde acıyla yoğrulduğunu bile bile

Özlemek seni, sıkıca özlemek…

Hangi kaderdi şimdi yaşadığım

Bana yazılan mı, senden kalan mı?

Ben artık hiçten bir bahaneye ağlıyorum

Bahanelerimi kullanmak zoruma gidiyor artık

Sen nasılda acımasız yoksun, artık ağlamakta yok…

Beni bir ıssız düşkünlüğe kurdum artık

Tek başıma kesiyorum umutların başlarını

Her idamım merhametsiz her failim sen

Menekşelerim artık çok yaşlandı,

Uzak bir karanlıktasın, göremiyorum…

 

Küsmeli miydim bende gece, gündüze, zamana

Bırakmalı mıydım seni artık kadimliğine

Sonuçlarını düşünmediğim fiilerim var artık içimde

Seni sevmek, acınası bir haldi işte…

Ben sorgulamıyorum cam kenarlarımı

Bıraktım, beraber yaşlanıyoruz

Özlemeyi öğretiyorum şimdi gelen kırlangıçlara

Menekşelerde küstü artık, nedensiz, ne densiz yoksun…

 

Mustafa ÜNAL

21/01/09 

Şarkılar seni söyler, Dillerde Nağme Adın…

Kalıcı Bağlantı |Yorum (yok) |Yorum yaz!




Varlığımın sebepler ötesi sebebi, gönlümün sultanı Efendim!...

18/1/2009l::lKategori: Siir ve Denemeler




Varlığımın sebepler ötesi sebebi, gönlümün sultanı Efendim!...

Merhamet dilendiğim kelimelerin gölgesinde içimin yankısını sana yollamak istiyorum.

Yüreğimde çağlayanlar var, dinmeyen gözyaşlarım var efendim. Sana yolluyorum tüm hasretlerimi, aşarak yüreğimin çöl kumlarını. Demet demet yıldızların kutlu rehberlerimdir, kapına yöneldiğim gecenin şu ıssız saatlerinde. Gönül heybemde gözyaşlarım, geçtiğim yollara serpiyorum sadakam diye. Yürek tezgahında dokuduğum sancılarım var sadağımda, kuşandığım acılar var. İşte geldim kapına efendim, dilimde senden dilendiğim şefaatin var.

Ey Nebi, inan ki sensiz gündüzlerimiz bile geceye döndü. Alnımızı üfül üfül okşayan rahmet yüklü soluğundan mahrumuz yıllardır. Senin yokluğun, ölü ruhlara can veren nefesinin yokluğu, bizi ağyar ateşinde yaktı. Deden Hazret-i İbrahim'e yakılan ateşten daha acımasızdı yandığımız ateşler.

Medet Sultanım! Hicranınla yanan ruhumuza parmaklarından yine boşaltmaz mısın kevserlerini oluk oluk? Utancımız büyük. Adını bir bayrak gibi dalgalandıramadık gönül semalarında. Giremedik kalplere, adını sunamadık sana muhtaç sinelere. Büyük utançlara kundaklandık; ama sen sultansın Efendim, ne olur himmetini esirgeme boynu bükük, yüreği yaralı ümmetinden. Yaralı yüreğimizi, Hazret-i Eyyub'a bahşedilen ab-ı hayat gibi çağlayanlarla yıkayacağın günü bekliyoruz.

Bir gün gözlerimizden perdelerin kalkacağı ümidiyle yaşadık hep. Temessülünle şerefkudum buyurduğun Ahmet Rufai hazretlerine imrenir olduk. Biz de, günahkar dudaklarımızı senin o pak ellerine dokunduracağımız günün hasretiyle bekliyoruz efendim.

Sen, çiçek çiçek donanmış vefalarla kucaklayan Uhud'un bağrındaydın hani... En has şühedanın vefa kokan cennet mekanlarını ziyaret etmiştin... Ve orada demiştin ya, 'Kardeşlerime selam olsun!' diye... Ey Nebiler Sultanı Efendim! Bizleri, işaret buyurduğun o garip devirde gelen kardeşlerin sayıp ziyaret etmeyecek misin? Ayağı ve alnı beyaz sekili atların say bizi, aldığımız abdestlerimiz var günde beş vakit. Ne olur efendim, Mekke'den Medine'ye hicret eder gibi gel. Sen gel ki, güneşin bizi terk ettiği karanlık gecelerimize dolunaylar doğsun. Yeniden bestelensin 'Tale'al Bedru'lar. Hiç günahı olmayan çocuklarımız seslendirsin yine o yanık nağmeleri. Ellerinde demet demet güllerle bekleyen kadınlarımız, gözyaşı çağlayanlarıyla yıkasın yollarını.

'Ey sevgili, en sevgili' Efendim! Seni anlayamayan nazarlara keşke, sana perdedar olan bir örümcek kadar vefalı olabilseydik. Anlayabilseydik kıymetini... Seni anlatabilseydik... Keşke bir güvercin olabilseydik, dünyanın dört bir tarafına nur dağıtan ellerinden uçurduğun. Senin çağları aşan o kudsî çağrılarını taşıyabilseydik çağlardan çağlara ve deniz aşırı diyarlara.

Ne olur gel Efendim! Çağın yetimleri var seni bekleyen. Sana kasideler yazan bağrı yanık aşıkların var, ağıt yakanların var. Ağıdı dindirecek öksüzlerin var. Ve talihsiz devrin Asiye yüzlü, Meryem iffetli yetimleri var. Gözyaşlarına sünger olacağın sürmeli ceylanların var. Sakat vicdanlarda çarmıha gerilmek istenen Mesih soluklu yiğitlerini ne olur daha fazla bekletme Efendim. Ateşe atılmak istenen İbrahimlerimiz var, Senin gül bitiren yağmurlarını bekliyorlar. Bıçak altında tevekkülle bekleyen İsmaillerimiz var; yoluna kurban olmayı bekleyen koç yiğitlerimiz var.

Biliyoruz, aşkına pervane olamadık. Yanlış ateşlerde yandı ruhumuz. Yanlış pazarlara sürüldük. Yalancı şafaklarla kandırıldık yıllar yılı. Sensizliğin girdabında zehrini yudumladık hayatın. Onca günahlarımıza, bize yakışmayan kusurlarımıza rağmen, senin büyüklüğün kadar büyüttük umutlarımızı. Dağlar kadar günahlarımız olsa da sen kadar umutlarımız var. Hani diyorsun ya Efendim, 'Benim şefaatim, ümmetimden günah-ı kebair işleyenleredir.' Kim bilir kaç günah kirinin içinde büyüttük bembeyaz umutlarımızı. Tutunduk verdiğin söze. Müjdenin ipekten çehresine sarındık.

Ey Nebi, kendisine yollanan salatu selamları işiten vefalı Dost. Sana yolladığımız salatu selamların sımsıcak gölgesinde beyaz dualarımızın aydınlığıyla yöneldik kapına. Temessülünle, meftunlarını sevindireceğin zamanı bekliyoruz. Sireten şekil değiştirecek kadar büyük günahı olanların imdadına, sırf sana yolladıkları salatu selamlar hatırına yetişmiştin Efendim. Ve biz ahirzamanın garip insanları, bir kere daha temessül edip imdadımıza yetişeceğin günün hasretini çekmekteyiz.

Yetiş imdada ya Resulallah, ne olur imdadımıza yetiş! Gönül Kabe'sinde, günahlarımıza rağmen yine de bir yer var Efendim teşrif buyuracağın. Yüreğimizin yanıklığıyla tütsülediğimiz gözyaşı dolu mahzenlerirniz var. Uyku nedir bilmeyen kirpiklerimiz var Seni bekleyen. Ne olur gel, gel ki:

‘Kadem bastın gönül tahtına

A Sultanım sefa geldin,'

diyelim bağrı yanık aşıkların gibi.

Ey, 'Levlake...' hitabının Nazlı Sultanı, naz makamının efendisi! Yıldızların, yoluna kaldırım taşları gibi dizildiği, yüreği bulut bulut olan Sevgili! 'Yağarsın, taşlar bile yemyeşil filizlenir.' Sen olmasaydın eğer, taşlardan daha katı yüreğimizde hiç yeşerir miydi yepyeni umutlarımız! imanın gökkuşağı renkleri belirir miydi yağmur sonrası gibi! Yüreğimizin yamaçlarında boy verir miydi hiç, sen kokan güller, olmasaydın Efendim!

Ve bir de Efendim, 'Damar damar seninle, hep seninle dolsaydık', koruyabilseydik 'vefa'mızı... Açsaydı daim bizim de gönlümüzde vefa çiçekleri... Bir Molla Cami de biz olsaydık, ashabına kıtmir olmayı canı gönülden dileyen... Kıtmirin olabilseydik ey Şah-ı Rusül! Sana sadık olabilseydik... Adına ve ashabına sahip çıkabilseydik ta haşre ka_dar... Ashab-ı Kehf'in kıtmiri gibi olsaydık... Onca günahlarımıza rağmen, 'Senin ashabın cennete giderken ben nasıl cehenneme giderim?' diye inleseydik... İniltilerimizde bestelenseydi ümitlerimiz...

Kabul eder misin bizi Efendim, ashabının kıtmiri olarak?

Zira Efendim, 'Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım' diyerek başımızı koyduğumuz olmuştur yastığa, tutunduğumuz an olmuştur düşlere.

Ne olur;

'Gel ey Muhammed bahardır

Dudaklar ardında saklı

Aminlerimiz vardır

Hac'dan döner gibi gel

Miraç 'dan iner gibi gel

Bekliyoruz yıllardır.'

Bir demet gül var elimizde, titreyen yüreğimiz var. Güllerimiz solmadan, gül kurusu ağlamadan yüreğimiz, ne olur gel Efendim!


Osman Alagöz

Kalıcı Bağlantı |Yorum (yok) |Yorum yaz!




Ayet Ayet Tefekkür.....

9/1/2009l::lKategori: Ayet ve Hadisler

Ey Peygamber!
Sakın zalimlerin yaptıklarından Allah'ın gâfil olduğunu sanma!
Ancak Allah, onların cezalarını, gözlerin dışa fırlayacağı güne erteler.
O gün, başlarını dikerek koşacaklar, gözleri kendilerine bile dönmeyecek ve gönülleri bomboş kalacaktır.
(İBRAHİM/42-43)

Kalıcı Bağlantı |Yorum (yok) |Yorum yaz!




« Önceki |::|


PageRank Checking Icon

Blog Tasarım © Elam Mnelam
Her hakkı saklıdır.