
Bu sonu önce ben yazdım
Kimselerin başını bile bilmediği o günlerde
Ayrılık sevgiyi hissettiğim ilk anda korkum oldu
Seni bulup bulup yitirdim düşlerimde
Sonra yeniden buldum yeniden yitirdim
Bende kalacağın bir yarın kurgulayamadım
Sevgiyi ve korkuyu birlikte yaşadım
Bu yüzden bir daha göremeyecekmişim gibi uzun ve derindi Bakışlarım
Her yeni buluşma ilki kadar heyecanlıydı ve sensizlik hep Seninleydi...
Bu sonu önce ben yazdım
Kimselerin başını bile bilmediği o günlerde
Bilseydin ayrılığa yazgılanmış bir sevgiye açar mıydın yüreğini
Takvimden günleri birer ikişer çalmama
Aylara yıllara yerleşmeme izin verir miydin
Görüyor musun farkında olmadan ne çok şey paylaşmışız seninle
Bu sonu önce ben yazdım
Kimselerin başını bile bilmediği o günlerde
Hayallerin ardından serüvenlere sürüklendik seninle
Hiç görmediğimiz ülkelerde hayatlar kurar evler döşerdik
Kısa vadeler seçerdik hayatlarımızı yenilemeye
O gün gelmezdi bir türlü
Vade dolmazdı
Birileri çıkar yolumuzu değiştirirdi
Yeni hayaller armağan ederdi bize
Çocuk olur kanardık
Sonuna kadar gidilecek yollar yerine böyle kopuk maceralara Tutkunduk
Seviyorduk
Bir yaz gecesi dolunaydı
Bana bakmıştın.
Bende korkularımı yenmiştim
Bizden başka inanacak kimsem kalmamıştı
Yorgunduk kazanmak zorundaydık üstelik
Adımlarımıza güç verecek sağlam zeminlerden yoksunduk
İçimiz bir kararsa bir daha güneşi göremezdik
Birbirimize güvendik, bize aşılmayacak dağ taş kalmadı sandık
En güzel günlerimizdi o günler
Bu sonu önce ben yazdım
Kimselerin başını bile bilmediği o günlerde
Sonra her şey değişiverdi
Umutlarımızı yitirdik
Kendi ayak izlerimizden yürüdükçe birbirimize
Dostluğun vermiş olduğu lezzeti üretmekten bıkkın
Kışkırtıcı huysuzluklardan medet umduk
Ayrı dünyaları özledik
Kendi peşimizden koştuk başkaları diye
Şimdi şarkılar söylediğimiz birbirimizin gözlerinde eriyip gittiğimiz Puslu gecelerin kokusu burnumda tütüyor
Beni beni böyle bir gecede öldürmeliydin
Bir cennetten bir cennete geçmeliydim
İtirazım olmazdı
Sürgünleri bana vermemeliydin.
Beni beni böyle bir gecede öldürmeliydin
Ayrılık çığlıkları kanımı dondururken
Gemilerimi yakacak çılgınlıklarımı gemleyip
Kendime ve sana en mutlu bölünmeleri vaat etmiştim
Benden armağan olacak bütün bensizlikleri reddettin
Ve ben hiç bilmediğim dokunuşlarınla yüreğimden izlerini kazıdım
Bu sonu önce ben yazdım
Kahraman Tazeoğlu
Kalıcı Bağlantı
|Yorum (2)
|Yorum yaz!

Bismillah!K/aralanacak kelimelerle g/ özüne selam olsun?Beklenen mi bilinmez, zuhur etti ve sunuldu önüne?İkra!Bismillah diyerek başladım; sonu Elhamdülillah olsun!Kalbin ritmine uygun olmadı sözlerim, s/akladım...Ki aşikâr olarak değerse g/özüne kan damlar diye korktum!Bir yara yetsin ki helal olsun sevdamız?Daha fazlasını anla/tamam!
Sen'i aradan kaldırarak,
Senli bir aşk'a varmak adıyla...
O kelimeyi bulmak isteyene bir sır!
Defterin sağından başlayarak geldim, solunda adı aşk oldu!
Olmayana yemin ederek, her tespihte ene sus!
Libası ölüm gidişin ve kabul görmeyişin? Bakmazsa bitmeyecek, suretim gece? Zemin özümde hep gündüz?
Gönlümün azametinden koru kendini. Çile gâh bir saray yaptım, bir ucu kalbine yükselen? Sen tutun aşka ey seyrimin naz makamı! Gün doğmadan ufukta gel meçhul düşlerime! Kapılar ki ardına kadar aşka dayalı? Hikâye Yusuf değil bu kez, Züleyha?nın gözleri zindanda? Adı ta?ha, ezeli aşk, ebedi yokluk, gül siyah, zindan kirpiklerimin saplandığı kuyu?
Bi?lâl düştü dilime ve gönlüme? Fethedilmeyi bekleyen İstanbul kadar vefalı bir bi?lâl! Ayrılığa mahal vermeyen, ene sus makamı?
Külden sürmeler çek gözlerime ateşi hatırlat bana! Sal bütün derdi gönül haneme, korkma! Eğer adımın ürkekse varmaz kalbin sol yanıma? Boşluğum büyük aşk makamında. K/âlemin tükendiği zamana uğradı içim, affola! Düş?ersen korkmazsın ama üşürsün kapımdaki bi?lâl gibi!
Dağların ah'ı omuzlarında nöbette. Bir yanın hep düşük toprağa. Ama tutarsan uzanan eleme, belaya doksan dokuz kere bela?m dersen taht kuracak aşk kalbinde! Hangi yöne dursan gözünden akacak kalbindeki mahşere!
Sorgulama bi?lâl! İşin kurbansız sözler söylemek. Fecir vaktidir vuslatım, erteleme!
Doydum karanın en koyusun ve aşk?a? Ömrüm tükendi bi'lâl, ömrüm! Hani vardı ya ummanı yalnızlığım, hani demiştim ya ene yokum! İşte hepsi bi?lâlin yüzündendi? Anlatamadım hiç? Beklemeyi düstur edindim örtüler ardında. Görürsün diye, düş?ersin diye? Ah ne, sadece bi?lâl kaldı dilimde! Hep bende ama hiç gelmeyen kalbimdeki mahşere!
Şimdi çölden kum saldın yazgıma, a'ma bir dilenciyim.. İçindeki cennete al beni, yan deme n'olur! Özümde, dilimde bi'lâl varken yan deme! Git de, olmaz de ama yan deme! Mil çek, bakışından karala suretimi, zincirler dola aşkına koşan adımlarıma? Fırat'ta boğ, kayalardan bentler diz önüme ama yan deme! Ki bi'lâlsiz bedeni taşıyamam!
Melekleri şahit tuttum bu aşk'a! Sağın sende kalsın ey, emanete el uzatmam! Solunu aşkıma bağışla!
Aşk arifesidir, gün demleniyor. Ve hala ben'sizim! Şikâyete edeple estağfurullah! Bi'lâl düştü düşeli içime yer yok "ben" lafzına.. Aşk yanım, elim, ayağım, gözüm, yaşlarım bi'lâlin esiri...Sükût bi'lâl, aşk bi'lâl! Bekledim düş'ersin diye, düştün sadece! Defter sağdan başladı, soldan bitti. Sağına bıraktım bu fermanı sıratımdan düşme diye!
Solundan bi'lâl bana düşen.
Solumdan bi'lâl i kabul edersen!
Al fermanı sende artık!
İkra!
İkra!
İkra!
Ene Aşk!
Zehra Öner
Kalıcı Bağlantı
|Yorum (yok)
|Yorum yaz!

Menekşe Mezarlığı
Özlüyor musun beni
Aklına geliyor mu hiç yokluğum
Kimi zamanlarda sanada çöküyor mu ansızın karanlıklar
Hüzzam şarkılar sanki sana, kırlangıç senin kanatlarında…
Menekşeler beslediğim bahçeler yok artık
Kuru bir ızdırap ekili şimdi geçtiğin yerlerde
Oysa ne düşler kurulmuştu
Şimdi hepsi hüzzam bir şarkı…
Bilmiyorum ne yapılabilirdi yokluğunla
Ne yanında dursam şık dururdu seninle ölmek ?
Hangi yana akmalıydı yaşlarım
Sol yanım boş, sağ yanım öldü…
Şimdi sabahları uyanmak diye bir şey yok artık
Hep aynı sabahın, aynı rüyanın kabusu
Bilmiyorum artık hangi güneşti bana doğan
Ben en son, ne zaman hatırlamıştım adını…
Şimdi sakin bir yalnızlık içime akıttığım
Kendi başına, umarsız bir dert taslağı içimde kurduğum
Kimsesiz bir düş kuruyorum artık
İçine kaçak bir aşk düşüyorum
Nasılsa, sen, yoksun…
Ben şimdi gidebildiğim kadar gidebilmişmiydim senden
Yada içim, uzak bir gölgeye mi takılıp kalmıştı
Menekşelerim soldular, pencere kenarlarım kırgın artık
Bekleyecek kimsem yok, yoksun, yokluğum…
Bilmiyorum ki, bilmemekte en iyisi galiba
Farkında olmamak nasıl öldüğünün
Belki acısız olur demek bu defa
Her seferinde acıyla yoğrulduğunu bile bile
Özlemek seni, sıkıca özlemek…
Hangi kaderdi şimdi yaşadığım
Bana yazılan mı, senden kalan mı?
Ben artık hiçten bir bahaneye ağlıyorum
Bahanelerimi kullanmak zoruma gidiyor artık
Sen nasılda acımasız yoksun, artık ağlamakta yok…
Beni bir ıssız düşkünlüğe kurdum artık
Tek başıma kesiyorum umutların başlarını
Her idamım merhametsiz her failim sen
Menekşelerim artık çok yaşlandı,
Uzak bir karanlıktasın, göremiyorum…
Küsmeli miydim bende gece, gündüze, zamana
Bırakmalı mıydım seni artık kadimliğine
Sonuçlarını düşünmediğim fiilerim var artık içimde
Seni sevmek, acınası bir haldi işte…
Ben sorgulamıyorum cam kenarlarımı
Bıraktım, beraber yaşlanıyoruz
Özlemeyi öğretiyorum şimdi gelen kırlangıçlara
Menekşelerde küstü artık, nedensiz, ne densiz yoksun…
Mustafa ÜNAL
21/01/09
Şarkılar seni söyler, Dillerde Nağme Adın…
Kalıcı Bağlantı
|Yorum (yok)
|Yorum yaz!

Varlığımın sebepler ötesi sebebi, gönlümün sultanı Efendim!...
Merhamet dilendiğim kelimelerin gölgesinde içimin yankısını sana yollamak istiyorum.
Yüreğimde çağlayanlar var, dinmeyen gözyaşlarım var efendim. Sana yolluyorum tüm hasretlerimi, aşarak yüreğimin çöl kumlarını. Demet demet yıldızların kutlu rehberlerimdir, kapına yöneldiğim gecenin şu ıssız saatlerinde. Gönül heybemde gözyaşlarım, geçtiğim yollara serpiyorum sadakam diye. Yürek tezgahında dokuduğum sancılarım var sadağımda, kuşandığım acılar var. İşte geldim kapına efendim, dilimde senden dilendiğim şefaatin var.
Ey Nebi, inan ki sensiz gündüzlerimiz bile geceye döndü. Alnımızı üfül üfül okşayan rahmet yüklü soluğundan mahrumuz yıllardır. Senin yokluğun, ölü ruhlara can veren nefesinin yokluğu, bizi ağyar ateşinde yaktı. Deden Hazret-i İbrahim'e yakılan ateşten daha acımasızdı yandığımız ateşler.
Medet Sultanım! Hicranınla yanan ruhumuza parmaklarından yine boşaltmaz mısın kevserlerini oluk oluk? Utancımız büyük. Adını bir bayrak gibi dalgalandıramadık gönül semalarında. Giremedik kalplere, adını sunamadık sana muhtaç sinelere. Büyük utançlara kundaklandık; ama sen sultansın Efendim, ne olur himmetini esirgeme boynu bükük, yüreği yaralı ümmetinden. Yaralı yüreğimizi, Hazret-i Eyyub'a bahşedilen ab-ı hayat gibi çağlayanlarla yıkayacağın günü bekliyoruz.
Bir gün gözlerimizden perdelerin kalkacağı ümidiyle yaşadık hep. Temessülünle şerefkudum buyurduğun Ahmet Rufai hazretlerine imrenir olduk. Biz de, günahkar dudaklarımızı senin o pak ellerine dokunduracağımız günün hasretiyle bekliyoruz efendim.
Sen, çiçek çiçek donanmış vefalarla kucaklayan Uhud'un bağrındaydın hani... En has şühedanın vefa kokan cennet mekanlarını ziyaret etmiştin... Ve orada demiştin ya, 'Kardeşlerime selam olsun!' diye... Ey Nebiler Sultanı Efendim! Bizleri, işaret buyurduğun o garip devirde gelen kardeşlerin sayıp ziyaret etmeyecek misin? Ayağı ve alnı beyaz sekili atların say bizi, aldığımız abdestlerimiz var günde beş vakit. Ne olur efendim, Mekke'den Medine'ye hicret eder gibi gel. Sen gel ki, güneşin bizi terk ettiği karanlık gecelerimize dolunaylar doğsun. Yeniden bestelensin 'Tale'al Bedru'lar. Hiç günahı olmayan çocuklarımız seslendirsin yine o yanık nağmeleri. Ellerinde demet demet güllerle bekleyen kadınlarımız, gözyaşı çağlayanlarıyla yıkasın yollarını.
'Ey sevgili, en sevgili' Efendim! Seni anlayamayan nazarlara keşke, sana perdedar olan bir örümcek kadar vefalı olabilseydik. Anlayabilseydik kıymetini... Seni anlatabilseydik... Keşke bir güvercin olabilseydik, dünyanın dört bir tarafına nur dağıtan ellerinden uçurduğun. Senin çağları aşan o kudsî çağrılarını taşıyabilseydik çağlardan çağlara ve deniz aşırı diyarlara.
Ne olur gel Efendim! Çağın yetimleri var seni bekleyen. Sana kasideler yazan bağrı yanık aşıkların var, ağıt yakanların var. Ağıdı dindirecek öksüzlerin var. Ve talihsiz devrin Asiye yüzlü, Meryem iffetli yetimleri var. Gözyaşlarına sünger olacağın sürmeli ceylanların var. Sakat vicdanlarda çarmıha gerilmek istenen Mesih soluklu yiğitlerini ne olur daha fazla bekletme Efendim. Ateşe atılmak istenen İbrahimlerimiz var, Senin gül bitiren yağmurlarını bekliyorlar. Bıçak altında tevekkülle bekleyen İsmaillerimiz var; yoluna kurban olmayı bekleyen koç yiğitlerimiz var.
Biliyoruz, aşkına pervane olamadık. Yanlış ateşlerde yandı ruhumuz. Yanlış pazarlara sürüldük. Yalancı şafaklarla kandırıldık yıllar yılı. Sensizliğin girdabında zehrini yudumladık hayatın. Onca günahlarımıza, bize yakışmayan kusurlarımıza rağmen, senin büyüklüğün kadar büyüttük umutlarımızı. Dağlar kadar günahlarımız olsa da sen kadar umutlarımız var. Hani diyorsun ya Efendim, 'Benim şefaatim, ümmetimden günah-ı kebair işleyenleredir.' Kim bilir kaç günah kirinin içinde büyüttük bembeyaz umutlarımızı. Tutunduk verdiğin söze. Müjdenin ipekten çehresine sarındık.
Ey Nebi, kendisine yollanan salatu selamları işiten vefalı Dost. Sana yolladığımız salatu selamların sımsıcak gölgesinde beyaz dualarımızın aydınlığıyla yöneldik kapına. Temessülünle, meftunlarını sevindireceğin zamanı bekliyoruz. Sireten şekil değiştirecek kadar büyük günahı olanların imdadına, sırf sana yolladıkları salatu selamlar hatırına yetişmiştin Efendim. Ve biz ahirzamanın garip insanları, bir kere daha temessül edip imdadımıza yetişeceğin günün hasretini çekmekteyiz.
Yetiş imdada ya Resulallah, ne olur imdadımıza yetiş! Gönül Kabe'sinde, günahlarımıza rağmen yine de bir yer var Efendim teşrif buyuracağın. Yüreğimizin yanıklığıyla tütsülediğimiz gözyaşı dolu mahzenlerirniz var. Uyku nedir bilmeyen kirpiklerimiz var Seni bekleyen. Ne olur gel, gel ki:
‘Kadem bastın gönül tahtına
A Sultanım sefa geldin,'
diyelim bağrı yanık aşıkların gibi.
Ey, 'Levlake...' hitabının Nazlı Sultanı, naz makamının efendisi! Yıldızların, yoluna kaldırım taşları gibi dizildiği, yüreği bulut bulut olan Sevgili! 'Yağarsın, taşlar bile yemyeşil filizlenir.' Sen olmasaydın eğer, taşlardan daha katı yüreğimizde hiç yeşerir miydi yepyeni umutlarımız! imanın gökkuşağı renkleri belirir miydi yağmur sonrası gibi! Yüreğimizin yamaçlarında boy verir miydi hiç, sen kokan güller, olmasaydın Efendim!
Ve bir de Efendim, 'Damar damar seninle, hep seninle dolsaydık', koruyabilseydik 'vefa'mızı... Açsaydı daim bizim de gönlümüzde vefa çiçekleri... Bir Molla Cami de biz olsaydık, ashabına kıtmir olmayı canı gönülden dileyen... Kıtmirin olabilseydik ey Şah-ı Rusül! Sana sadık olabilseydik... Adına ve ashabına sahip çıkabilseydik ta haşre ka_dar... Ashab-ı Kehf'in kıtmiri gibi olsaydık... Onca günahlarımıza rağmen, 'Senin ashabın cennete giderken ben nasıl cehenneme giderim?' diye inleseydik... İniltilerimizde bestelenseydi ümitlerimiz...
Kabul eder misin bizi Efendim, ashabının kıtmiri olarak?
Zira Efendim, 'Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım' diyerek başımızı koyduğumuz olmuştur yastığa, tutunduğumuz an olmuştur düşlere.
Ne olur;
'Gel ey Muhammed bahardır
Dudaklar ardında saklı
Aminlerimiz vardır
Hac'dan döner gibi gel
Miraç 'dan iner gibi gel
Bekliyoruz yıllardır.'
Bir demet gül var elimizde, titreyen yüreğimiz var. Güllerimiz solmadan, gül kurusu ağlamadan yüreğimiz, ne olur gel Efendim!
Osman Alagöz
Kalıcı Bağlantı
|Yorum (yok)
|Yorum yaz!

Şairler ölür içimde her gece
Her biri isimsiz, kimliksiz mezarlar
Tüm kefenlerini ben uyduruyorum aklımın
Sen, sade bir gelinlik heybetinde…
Sakin bir cam kenarı gibiyim
Buğulanıp durmakta özlemlerim, hayallerim
Hiçbir durakta inen yolculardan değilim lakin
Hep sürmekte, sürünmekte yolculuğum…
Acı bir gergef biçimsiz hayatıma gözlerin
Açılmaktan mahmur bir gül hatırası iken
Düştüm kollarına, bırak beni…
Herhangi bir tarafında olmak fark etmezdi ayrılığın
Düşülen sonuçlar nasılsa aynıydı, yoktun
Kimler gelip geçmişti bu yollardan acaba, bilmiyorum
Lakin hiç birinin izi kalmamış, ölüm…
Saklı gizli özlemek vardı artık kapılarımda
Saçlarına örülmek düğüm düğüm
Hiçbir şeye kanmamak gelişine dair
Umutlarından uzak durmalıydım, gitmiştin…
Ben hep ızdıraplarla oynadım
Yarenlik ettim göçüp giden kırlangıç sürülerine
Umutlar istedim, ayrılık düşürdüler içine gözlerimin
Yaşlar diledim, ağlıyorlardı uzaklardaydın…
Kimsesizlik kötüydü sen yoksan eğer
Sen benim kimselerimdin hayatımda
Çoğulluğumdun, çokluğumdun sevincimde
İstenilmeyen bir sancı gibiydik artık gözlerinde, görüyordum…
Hiçbir ayrılık ayıramazdı bizi yemin etmiştik oysa
Lakin şimdi kavuşmalara oldu tüm kilitler
Zindanlar Yusuf’tan gayrisine helaldi
Ben artık susuyordum…
Hangi son cümle ayırmıştı bizi
Hangi özneliğimizdi ellerimizden kayıp giden
Hiçbir fiil bu kadar acı olmamalı idi, yutkunamıyorum…
Şimdi gitmeler düşülmüş bahçelerime
Ben sensizliğimi yükledim sırtıma
Hangi baharda öldüğümü bilmiyorum ama
Senin kalbinde dirilmeyi ümit ediyorum…
Mustafa ÜNAL
29/12/08
Kalıcı Bağlantı
|Yorum (yok)
|Yorum yaz!

DESEM Kİ
Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Desem ki...
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.
CAHİT SITKI TARANCI
Kalıcı Bağlantı
|Yorum (yok)
|Yorum yaz!
Şimdi bir merdiven boşluğuna sığdırılmaya çalışılır acılarım.
Kimse bilmez. Ki küf kokan bir haziranda ölüydüm. Aşktı berat eden benden. Koştum mavilerin gölgesine ki dinsin bu onulmaz sizi.
Dedim "Beyazın bir kolu da ben olayım." Bulduklarımda kayboldum, gayb oldum. Neyleyim. Şimdi, bir sevdanın arka sokağına kıvrılır
yalnızlığım.
Kapılarım çalınmaz. Herkes dönmeyi mi unuttu? Gitmek mi yalandı yoksa? Nerde aşkın o deli yemini? Başlaması memnu olan gitmekle mi bitmeliydi?.
Bir aşk geriden takip ederim hayatı, hayattakileri. Geç kalmışım yaşamaya. Sana. Neyleyim. Nasıl bırakırım seni, ki hayat zorludur. Kanamaktır kazanmanın diyeti! Nasıl döneyim yüzümü senden gayrisine. Uzayan yolsa azalan aşk mı?
Nasıl yitsin içimdeki bir vahiy sabahı. Sancılar nasıl sığdırılır unutmaya? Ve sözler. Ve yeminler. Ve sevda darağacında! Elimi çeksem senden olacağım. Çekmesem kendimden. Bensiz olunur da sensiz olunmaz imiş. Yaralar suya değinceye kadar sevmeliymiş. Bilemedim neyleyim. İyisi mi kendimi senden azad edeyim. Ey kendim!!! Söyle nerdeyim?
Sol yanıma düşer memleket kavgaları. İçimde bir kuyu Yusuf dilenir. Gelene meyil vardır da ya gidene? Unuttuğum dilimden düşendi. Sözlerim asi ve hırçın bir dalga. Sığacağım deniz ararım. Müsaitse sığınabilir miyim gözlerine? Ya da bırak düşeyim adınınn ilk hecesine. Bir elim Fırat'ın serin sularına değer.
Ve içimden bir Yusuf güzeli gelir, geçer. Gözlerimden geçer gecemi ve gelecek sular. İzbelerimde yitirdiğim tebessümün o esrik tadıdır. Gitmelerle yazdım adını salkım saçak yamaçlara. Kıyılarında terk edilmişliğin O kesif kokusunun duyulduğu sahipsiz bir maviyim şimdi. Her gece biraz daha eskir adım, Biraz daha azalırım. Bilmek ne yaman şey!!! Ve kalmak kor bir umutta ne acı! Ve yollar zalimdir.
Hiçbir yerde görülmemiştir ardına bakanı. Ve yar bir yudum keder. Ahhhhh Ki yar bilinmedik dertleriyle içime düşer! Vay ki yanar sevda nöbetlerinde gecemin elleri, Mahremimdir kuytularda sana seslenmişliğim. Kuyulardır merhametine hasret kaldığım. Ve gece ne de çok dert gizler içinde. Elim ki, erişir göğsüme o vakit kanar müphem yüzü. Ölmeye hasretim!!!
Akşam alacasıdır gözlerim. Bakışlarımda taşıdığım ömrüm Ve onyedime sığdırdığım acılarım var. Kaydı düşülmemiş, Düşmemiş acılar. Kendimi hangi çığlıkta bıraktıysam gene hala dönmedim bana. Kaybettim kendimi bu şehrin teşne yorgunluğunda, Mağrur bir söz edasıyla. Kim bilir şimdi hangi çıkmaz sokakta. Boğuk feryatlar savuruyorum göğe! Kim bilir kimde kaldım gene. Bu kaçıncı kayboluştur bu kaçtır silinir adım. Ben ki, asır bir gece söz de kalsın ses de.
Bana beni bulun yeter! En kavi sebeplerimi harcadım yar yoluna. Bilmek gözümün ardında. Ve sevda sızım sızım sızlar ellerimle uçurum arasında.. Bu yanılgılar sürer beni var ile yok arasına. Yüreğim. Yüreğim ki dağ! İçine saklı denizler almış, Varlığı hiç olmuş coğrafya. Kutsal bildiklerim benden cayanlardı. Kim ki gitmeyi vebal bildi, ben ona meftun oldum. İşte odur ki; Ne varım, Ne yokum!
Yorulduysam bil ki yorgunluğum sensin!. Değişmeler hep sana kaydı. Bak ben hala aynıyım. Yani biraz yetim. Biraz kendim. Gelmeli misin? Fire vermiş bir kalbin iletisi: "Önemsiz posta olarak belirle.."
Kahraman TAZEOĞLU
Kalıcı Bağlantı
|Yorum (yok)
|Yorum yaz!

Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kainat
Yıllardır bozbulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Hasretin alev alev içime bir an düştü
Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü
İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak
Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü
Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü
Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü
Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden
Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden
Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına
Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin
Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış, mazide
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü
Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü
Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
Mutluluk nağmeleri işitirler Hıra'dan
Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
Paramparça, ateşler şahının hayalleri
Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
O mücella çehreni izleseydim ebedi
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
Katil sinekler deldi hicabın perdesini
İstiklal boşluğuna arılar nadan düştü
Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında
Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin
Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin
Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
On asırlık ocağın savururdum külünü
Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü
Badiye yaylasında koklasaydım izini
Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya
Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi
Hakların temeline sanki bir volkan düştü
Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
Erdemin, bereketin doldurur haneleri
Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların
Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer
Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü
Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
Yağmur, birgün kurtulup çağın kundaklarından
Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından
Madeni arzuların ardında seyre daldım
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü
Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali
Hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü
Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır
Sesini duymayanlar girdabında boğulur
Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin
Saatlerin ardında hep kendimi aradım
Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü
Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
Mekanın fırçasında solmayan resim senin
Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü
Islaklığı sanadır ahımın, efganımın
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
Nazarın ok misali karanlıkları deler
Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin
Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü
Nefesinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
Anneler çocuklara hep seni içirecek
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü
Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
Nurullah Genç
Kalıcı Bağlantı
|Yorum (yok)
|Yorum yaz!
Kalbim esir düşmüşken beşeri kalıpların acımasız ve hiçleştirici zindanlarında,
Hislerin kalbi değil ,kalıbi yaşandığı bir ışık(sızlık) zuhur etmişken cihanda,
"Gömleğini gönder Yusuf! " nidasıyla,
Bir yakarış dağildı boşluğa.
Ve bulduğum sen oldun ey!...
Yusuf'un gömleğinin aydınlığında.
Artık kayıtsız değildi yüreğim;gözlerin görmediği, yürekleri kamaştıran ışığına...
Bilesin Ey Yar !
Didarının nuruyla kamaşan yüreğimi hafifçe kısarak gelişini bekliyorum gönlüm yollarında,
Yalnızca beklemek,yarım kalmaktır bilirsin ya,
Beklemekle kalmıyor , düşüyorum çöllere senı bulmanın kaybetmenin ve yeniden bulmanın ... hülyasıyla.
Ve hasretinin hararetinden değil, vuslatının özlemınden kavrulan bir yürek taşıyorum sol yanımda...
Ey Yar-i Esrari!
Düştüğün çölde izini bulmak adına,
satır satır yazıyorum seni sadrıma...
Şimdi duyun ey kalıplar zindanının sahte gardiyanları !
Sizin,sahte davanızı kanıtlamak adına zavallı çırpınışlarla uydurduğunuz,ciltler dolusu kitaba benzemez...
Gönlümün sevdasının destanı!
Amma tek satırında cihana sığmayacak denli
ESRAR-I AŞK-I HAKİKİ saklı...
( EYAZAD !
Kuyunun asaleti içine düşene, güvenli / emin kılınmasındandır,
Şimdi, senın kuyuların bana emın bir sığınak kılınmışken,
Nasıl olur da senden gayrısını asil sayarım ben ?)
alıntı...
Kalıcı Bağlantı
|Yorum (yok)
|Yorum yaz!
Aradan qecen zamana inat hayata karsı savaş qibi oldu yaşadıklarım.
Kimseye inanmadan, qüvenmeden yola devam etmek qerektiqini ,
Tek başıma, dimdik durmanın yaşamanın temeli olduqunu ,
Herşeye inat qülümsemenin qerekliliqini -öqrendim-
Daha öqrenicek cok şeyim olduqunu bile bile..Öqrenmek icin savaş vere vere, düşe-kaLka dimdik durmayı öqrendim sayende!
Son qörüşmenin üstünden aylar qecmesine raqmen hala aklıma yer ediniyorsan ,
Hala rüyalarıma qirip bir anlam aramama sebebiyet veriyorsan bunların bir nedeni oLmaLı!
Fazlasıyla düşmüş olmalıyım ki, kalmanın ne demek olduqunu yeni yeni anlıyorum. Daha yeni tadına varabiliyorum belki hayatın. Belki bu yeni hayata seni aramakla başlıyorum.
Neredesin?
-Bilmiyorum.
O suret çıkmıyor aklımdan resmen! Yer edinmiş, kalıcı qibi . .
Aqlasam , ne fayda diyorum ve öqrendiqim bir şey qeliyor aklıma.!
-Herşeye inat qülümsemenin qerekliliqi-
Hiç benim olamasan da, hiç qiremesen de hayatıma, bambaşka biri olmuştun biranda! Süslemiştin hayatımı, anlık da oLsa?
Herşeyin qüzel qittiqini sanmışım aylarca. . Dedim ya, sonsuz bir qüven vardı,inanmıştım sana! İşte o an öqrendiqim bir şey daha qeldi aklıma.!
-Kimseye inanmadan, qüvenmeden devam etmek yola-
Sana sıqındım. Tutunacak dal, liman arayan qemi qibi. . İlk qördüqüm karaya daldım. Hep içimde yaşama sevinci vardı. Hep yanımda birileri olsun, herkes mutlu olsun, benim olsun istiyordum. Yalnız yaşamaktan hep korktum. . .Kaçtım..Sen ise son limanımdın, daLım?Onu kopardın ! Ve aniden öqrendiqim bir şeyi daha hatırladım.!
-Tek başıma, dimdik durmanın yaşamın temeli olduqunu- birkez daha anLadım ..!
Devam ediyor herşeye raqmen hayat. .
Ve her yeni qün yeni bir şeyler katmak var oLana..
Hiç çıkarmamak (-) kaydıyla, ilerliyorum hep hayatımda toplaya toplaya (+).
Alıntı
Kalıcı Bağlantı
|Yorum (1)
|Yorum yaz!
« Önceki |::|
